GÖNÜL GÖZÜ



Dünyaya koca yürekli, güzel gözlerle bakan insanlar şiddet, nefret ve kin gütmeyi bilmezler. Hele bir de gönül gözüyle görmeye başlamışsa o yiğit; göz olsa ne, göz görmese ne!

Ondan değilmi ki, tecrübesiyle bize ışık tutan insanlarımızın uyarısı? Hayatta bizi yoracak şeylerin beden gücüne bağlı fiiller olmadığı; kin, nefret, şiddet gibi gönüle yük olan fiiller olduğu uyarılarını yapmaları!..

Aşık Veysel'in kendisini bırakıp, aşığına giden eşinin ayakkabısına para koymasında yatan hikmet bunun bir örneği değil miydi?

Türküleriyle, şiirleriyle müziğimize hayat veren Ünlü Ozanımız Aşık Veysel sevginin ve sevilmenin sona erdiğini, sahiplik duygusunun zorla olmayacak bir değer olduğunu görmemiz için bir çift göze gerek olmadığını öğretmedi mi bize? O gönül gözüyle görmenin kin, nefret, şiddet unsurları içermediğini öğreten bir hayat öğretmeni değil miydi?

Kendisi küçük yaşta görme gibi önemli duyusunu yitirdiyse de, duyguları yitirmemeyi Üstad Aşık Veysel öğretmedi mi bize?


Ünlü Ozanımız'ın eşi evli olduğu zamanlarda başkasına aşık olur ve Veysel'i bırakarak kaçmaya karar verir. Sabah gün ışımadan yataktan kalkar, papuçlarını giyer ve yola koyulur. Gün ışımadan gitmesi gerekir. En azından köyü çıkması... Yoksa horozlar öter, iş güç kovalayan köy halkı erken kalkar ve yakalanabilir, sanki siyah beyaz film kahramanı o kadın! O yüzden çabuk adımlarla köyden uzaklaşır.

Yolda giderken ayağının rahatsız olduğunu hisseder, ayakkabı mı vurdu acaba der? Ve soluğu gene çıkınca bir yere oturup pabuçunu çıkarır... Bir de ne görsün! Büyük miktarda para ve bir de not...

O notta şu yazar:
-Al bu para ananın ak sütü gibi helal olsun. Gittiğin yerde kendini ezdirme. Bende çok emeğin var. Karnımı doyurdun, bana arkadaş, yoluma yoldaş oldun. İlerde el memleketinde rezil olma, der.

Yüreğimizi Aşık Veysel'in naifliği, kin bilmez, şiddet bilmez güzelliği sarar mı acep? Ya da sarıyor mu sizce? Anadolu irfanın mayasını çalanlardan ünlü Ozanımız Veysel'e yakışıyor mu halimiz? Hem de gören gözlerimiz, işiten kulaklarımız var! Nedir bu öfke, nedendir bu kin? Niye böyle olduk neden şiddet sardı dört bir yanımızı? Yoksa gören gözler, gönül gözünü kör mü ediyor? Ediyorsa kaç zamandır bu böyle? Yoksa Veysel'le mi gitti gönül gözü?

Şiddete Şiddetle Karşıyız!
Kîne Nefrete Sonuna Kadar Karşıyız!

Bunlar duvar yazılarında ve pankartlarda mı kalmalıydı?

Ülkemizde son yıllarda giderek artış gösteren şiddet olayları arasında kadına şiddet, hayvanlara şiddet daha da can sıkıcı bir hal almaya başladı. Ya da her zaman vardı ama iletişim imkanlarının bu denli yaygınlaşması, olaylara daha çabuk ve hızlı ulaşma imkanı sağladı! Ama şu bir gerçek ki, şiddet olayları nerdeyse rutin haline geldi, artık toplum bile bu duruma alıştı. Abartıyor muyum yoksa? Ama Veysel'in torunları ondan zerre pay taşımayınca hiç bir şiddet, abartı gelmiyor bana!

Yine söylüyorum bu durumda olmamızın tek sebebi cehalet ve okumamak. Eğitimden uzak kalmak. Sanki şiddet gören ve şiddet uygulayan insanlar diploma sahibi değil mi? Elbette ki okumak ve eğitimden kastım diploma için mektep medrese bitirmek değil. Siz anlamış olmalısınız onu. Veysel'in duvarlarını çerçeveli diplomaları mı dolduruyordu? Kişinin kendisini geliştirmesi için okuması, meslek sahibi olmak için değil insan olmak için okuması gerektiği, doğayı okuması, hayatı okuması yönünde bir okumayı kast ediyorum...

Vatanımı çok seviyorum, vatanım için ölürüm, milletime canım feda diyenler, çevresine sahip çıkmıyor, çevreye duyarsız, doğaya saygısız. Ama bu da bir kin ve nefret psikolojisinin sonucu değil mi acaba? Gerçekten vatan ve millet sevgisi; çevreyi, doğayı korumak ve kollamakla başlar. Doğaya daha az yük olmak, geri dönüşleri sağlamakla devam eder. Yani öyle içi boş sloganlarla olmaz.


Genellikle entellektüel ve bilgi birikimi fazla olan, kısacası OKUMAyı öğrenmiş ve uygulamaya koymuş insanların ülkelerinde şiddet oranı çok çok az oluyor. Çünkü cehalet bataklığını kurutmayı başarmış hatta o bataklığı yeşertmişler bile...

Tarihi seyire baktığımızda; şiddet denen illet, cahiliye devrinde de görülmekteydi. Ne acı bir durumdur ki kız çocukları diri diri gömülüyordu. Kız çocuğundan birşey olmaz, benim soyum erkek evlatla devam edecektir, gibi kirli zihin sahibi kişiler de onların günümüzdeki torunları...

Çevresindekilere ve özellikle kadınlara şiddet göstermeyi erkeklik sananlar, vurup kırınca koltukları kabaranlardır. Erkekliği bizatihi şiddetle tartar, nefretle ölçerler...
Başka hiç bir halta yaramazlar! Bazen aklıma çocukluk çağındaki büyüme davranışlarının pekiştirici etkisi yatıyor gibi de gelmiyor değil! Erkek çocuklarımıza oyuncak olarak silah, kız çocuklarımıza bebek alırız. Belki cinsiyet eşleşmesi için normal gelebilir ama erkeğe neden silah? Diye sormak gerekmez mi? Sonra da dertleniriz işte böyle! Neden bu şiddet diye?
Bütün dünyada da böyle midir bilmiyorum? Belki araştırılması gereken bir konu! Ama bizim ülkemizde malesef ki böyle.

Çocuklarımıza silahı kalem, cephaneyi kitap olarak göstermeliyiz.
Çocuklarımızı, gençlerimizi iyi yetiştirmeliyiz. Öyle kafadan atıp tutanlara karşı eleştiri gücü sağlam ve doğru savlarla karşılık verebilmeyi öğretmeliyiz. Öğretmeliyiz ki, kendi cahilliklerinde başkasını boğmaya çalışmasınlar!

Ülkeyi ve milleti sevmenin vurmakla, kırmakla, şiddetle, nefretle olmayacağı gerçeğini öğretmek lazım.

Hoşca kalın, dostça yaşayın.



İlker Akgül

Yorumlar

  1. Kesinlikle çok iyi ��

    YanıtlaSil
  2. İlker Akgül.15 Nisan 2020 18:04

    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel bir farkındalık oluşturmuşsun evladım. Tebrik ederim.

    YanıtlaSil
  4. Gönül gözlerimizin açılmasına vesile olması dileğiyle.. Elinize yüreğinize sağlık.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Lütfen yorumlarınızı bizimle paylaşınız. Yorumlarınız bizler için çok değerli. Onaylama işlemi zaman alabilir. Hakaret içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Popüler Yayınlar