EGEMENE SIĞINMAK

 



Fırat hocamın “Er kişi Niyetine” başlıklı makalesi güncel atmosfer içinde beni derinden etkiledi! Sanki Rönesans ve Reform’un 15. yüzyılda değil de, MÖ 18’li yıllarda yaşanmış olduğuna tanık oldum. Bir nevi Kilise’nin dayatmacı erkek egemenliğinin Tanrı tarafından tarumar edildiği ibretine tutuldum. Hanne annemizin, henüz hamileyken karnındaki yavrucuğunu Süleyman Mabedi’ne adama kesitini işlemişti. Geleneksel algıda adananlar hep erkek idi ve İmran ve Hanne de, erkek çocukları olacak beklentisi ile bilmeden Meryem validemizi adamışlardı! Kız olunca da adaklarından vaz geçemezlerdi!


Fırat hocam da, “Er kişi Niyetine!” diye harika bir başlık seçerek, bizim erkek cenazelerinde namaza niyet ederken kullandığımız eril dilin gömülmesini istiyordu sanki adeta…


Ben de bugün sizlere eril dilin değirmenine su taşıyan ile o suyun ana vanasını keserek hayata can suyu veren birkaç kadın örnekliği üzerinden farkındalık oluşturacağım. Öyle örnekler var ki, bazen biz erkekleri dahi hayrete düşüren türden! Muhtemelen kendi hayatınızda sizin de pek çoğuna tanık olduğunuz veya bundan sonra dikkatli gözle bakarak tanık olacağınız sunumlar olacak!


İlki askerlik hatıramdan iki kadın!

Diyarbakır’da 2. Taktik Hava Üs Komutanlığı Karargahına bağlı 8. Ana Jet Üssü Komutanlığı’nda kısa dönem askerlik yapmaktayım. Yıl 1995. Sağlık Amirliği’nde sağlıkçı askerlerin çavuşuyum. Askerlerin muayene, enjeksiyon, pansuman ve ayakta tedavilerinin yapıldığı bir sağlık ocağı da diyebilirsiniz, görev yaptığım amirliğe…

Askerliğim sürecinde orada göreve başladıktan bir ay sonra Sağlık Amiri Tabip Üsteğmen beni yanına çağırdı ve beni Karargahın lojmanlar tarafındaki Sağlık Amirliğine göndereceğini söyledi. “Üniversite mezunusun, oraya komutan eş ve çocukları geliyor. Daha nazik ve kibar davranacağından emin olduğum için seni seçtim.” diye de ekledi! Seçme şansımız yok ki zaten, mecburen gidecektim.

Orada iki hemşire kadınla birlikte çalışıyordum. Hemşirelerden biri Üs komutanı Korgeneralin emir subayı yüzbaşının eşi, diğeri ise bir astsubay eşi. Allah’ım bir kadın, hemcinsine hayatı bu kadar mı zindan eder? Ben orada tanık oldum ilk kez!

Kocasının rütbesi üzerinden etrafa emirler yağdıran, ufak tefek taşları ben yarattım edasındaki hemşire hanıma, tabip doktorlar dahil, kimse bir şey diyemiyor. Öyle ki yaptığı komik olmayan esprilere bile zoraki gülmek zorunda hissediyor herkes kendisini! Hem Hızır’ın tespihini kaldırmıyor, hem de mobbing uyguluyor.

Astsubay eşi olan (zavallı) hemşire diğer kadın ise işgücünün fazlalığı nedeniyle fiziksel yorgunluk yanında, bir de zihin yorgunluğuna tabi idi…

Bir böyle, iki böyle, rahatsızlığımı nasıl dile getirebilirim diye fırsat kollarken, üçümüzün bulunduğu bir ortamda, çay saatindeki bir sohbette ben durumu dillendirdim. Kendisinin bir hemşire olduğu gibi arkadaşının da bir hemşire olmasına rağmen eşlerin rütbeleri üzerinden hemşirelik mesleğine de bir rütbe getirmiş olduğunu söyledim. “Askerlerin rütbe ve devrecilik anlayışı, sivil olmanıza rağmen size de işlemiş bu ne derece doğru? Meslek etiğine aykırı değil mi? Kadın iş hayatında ezilirken, siz bir kadın olarak kendi ayrıcalıklı yönlerinizle şahsiyet üzerinden üstünlük sağlama yerine, kadını ezen ve onurunu rencide eden bir tavırla hemcinsinize eşinizin gücünü arkanıza alarak baskı kurduğunuzun farkında mısınız?” diye sorular sorup zihin egzersizi yaptırmak istedim. Fakat beklemediğim bir sonuçla karşılaştım. ‘Çalışma ortamında disiplini bozuyor!’ diye henüz bir ay bile çalışamadan geldiğim yere geri postalandım!


İlçemizde görev yapmış ve halen yapmakta olan son iki kaymakam eşi, iki kadın!

Bu iki kadının ikisi de öğretmen ve yine ikisi de müzik öğretmeni! İlki ile güya aynı okulda meslektaş idik! Yani kadrosu bizim okulda idi fakat ne meslektaşımın ismini öğrenebildim, ne de yüzünü gördüm! Çünkü yine MEB’e bağlı başka kurumlarda yönetici olarak çalıştı. En son İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde şube müdürü olmuştu ve ilçemizde 2 sene kadar kaymakamlık yapan eşinin tayini çıktı gittiler. Yine bir kadın ve kendi mesleği, görevi, özgün yetenekleri üzerinden değil de, eşi ve onun unvanı üzerinden güç devşirmeye çalışırken bir erkeğin egemenliğine sığınmış olma örnekliği…


İkincisi ise halen görevde olan kaymakamımızın eşi. Kızımın müzik öğretmeni ve okullarınca düzenlenen, 2019’un 10 Kasım Atatürk’ü Anma etkinlikleri programında tanımıştım kendisini. Asla eşinin gücünden kuvvet almayan hatta gölgesine bile sığınmayan profesyonel bir öğretmen. Ben kaymakam eşi olarak değil, bir öğretmen olarak varım ve öyle olmalıyım diyen bir kadın. Çocuklarını okula götürürken dahi devletin makam arabasını kullanmayan, servise veren bir aile olduklarını öğrenmiştim aynı zamanda…


O program sonrasında kendisine teşekkür ederek taşıdığı hasletlerin, her ne kadar normal ve olması gereken şeyler olsa da, artık özlemle aradığımız çok ayrıcalıklı davranışlar olduğunu beyan etmiştim kendisine.


Gördüğünüz gibi kadının kendi özgürlüğüne yönelik mesele, sadece ekonomik özgürlükle sınırlı da değil! Tamamen zihniyet ve eğitim meselesi. O nedenle Mustafa Kemal’in “Kadını eğitmiş milletler yükselmeye namzet, kadını eğitimden mahrum bırakmış milletler ise geri kalmaya gönüllü toplumlardır,” mealindeki sözü ne denli önemlidir. Eğitim sadece okullarda değil toplumun her kademesinde, her yerde ve her zaman olmalı, ayrıca birbirini destekler mahiyette olmalıdır…

 

Hayati Yaman


Yorumlar

  1. Tuğba Hocamız ile bir yarışma vasıtası ile ben lise son sınıfta iken tanışmıştık. Kendisi ile yarışmaya hazırlık aşamasında bir süre çalışmama rağmen Kaymakam Bey'in eşi olduğunu söylememişti. Sonrasında başka bir öğretmenim sayesinde öğrenmiştim. Kendisine bu konuyu açtığımda ise, "söylemeye gerek duymadım oğlum." yanıtını almıştım. Bu örnek davranışa çok mutlu ve memnun olmuştum. Paylaşmak istedim hocam. (İ. Altaykan Eryiğit)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten takdire şayan bir vasıf. Tam bir insan karakteri. Cinsiyet üzerinden değil, şahsiyet üzerinden yol alan yolcu örneği. Erkeğin gölgesinde, hem de muktedir görevde olan erkeğinin gölgesinde ferahlama ihtiyacı hissetmemesi. Beni çok ama çok etkilemişti. Hiç kaçırır mıyım o fırsatı, hemen teşekkür ederek o duygularını beslemiştim Tuğba hanımın...🙏

      Sil
    2. Kesinlikle katılıyorum. Böyle karakterli insanların sayısının artmasını diliyorum. (İ. Altaykan Eryiğit)

      Sil
  2. Hocam bir yerlere kendi dişiyle tırnağıyla gelmeyen kişiler mazlumlara geçiriyor tırnaklarını...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yönetici erki için söylediklerinize harfiyen katılıyorum Handan hocam. Lakin burada şahsiyet ve kişilik problemi olduğunu düşünüyorum. Bence psikolojik vaka... Koca üzerinden caka satma ve hemcinsine dahi eziyet etme...

      Sil
    2. Handan hocam aslında metni çok uzatarak okuyucuyu sıkmamak adına iki de ebe kadın örneği vardı. Onları pas geçmiştim. Hatta daha da örnekleri arttırabilirim... Lakin o iki ebeyi de anlatayım istedim.

      Bildiğiniz gibi büyük kızımın beklenmedik vefatı, ailecek bizi derinden sarmıştı. İki yıl aradan sonra zor bir karar aşamasındaydık ve bir çocuk daha dünyaya getirelim istedik.

      Oğlumun doğumu yaklaştıkça beni aşırı bir korku almış ve eşimi doğumda kaybedeceğimden endişe ediyordum, gece uykularım kaçıyordu. Sonunda eşime durumu izah ettim ve doğumda yanında olmak istediğimi bildirdim. Bir ay kala sağlık bakanlığını aradım genel müdüre bir kadınla irtibat kurup durumu izah ettim ve doğumda eşimin yanında olmak istediğimi söyledim. Böyle bir haktan beni mahrum etmez misiniz? Diye sordum. Kendileri bu talebin yasa ve yönetmeliklere aykırı bir durum olmadığını, hastane şartları uygunsa katılabileceğimi söyledi.

      Hastane müdürü arkadaşım idi ama ben tanışık olmamızı on plana çıkarmak istemediğim için ilk önce kendisiyle irtibat kurarak bir nevi torpil de istememiştim. Genel müdürün cevabını ilettim kendisine. Ve hastane koşullarının uygun olup olmadığını sordum. O da, o gün doğumhanede mesaide olan ebe hanımları çağırdı. Durumu izah edince, birisi itiraz etti ve kesinlikle ben kabul etmemek, dedi. Ben de kendisine hamfendi ben o saatte başka bir doğum vakası yoksa veya imkanlarınız eşimle benim bulunacağım kabinin ayrı bir ortam şekli mevcutsa birlikte olayım isterim. Başka bir doğum var ve aynı ortam söz konusu ise zaten girmeyi ben de kabuk etmem, eşim de kabuk etmez, dedim. Ancak sizin kabuk etmeme gibi bir hakkınız yok, diye size baskı da kurmak istemem o da bana yakışmaz. Lakin bir hemcinsinize yardımcı olmadığınızı hatırlatmak isterim dedim. Bir de özel bir durumumuz var, ben eşimi doğumda kaybedeceğimden korkuyorum, öyle bir şey vaki olursa vicdan azabı çekemem, ve siz de o vebali taşıyamazsınız, dedim.

      Ebe hanım muhtemelen çattık belaya, adam sapık mı, nedir? Diye de aklından geçirmiş olabilir. Neyse onu da üzmeyelim, bizim maksadımız üzüm yemek dedim.

      Müdür arkadaşım başka bir ebeyi çağırdı. N. ebe hanım, son derece profesyonel ve son derece özgüvenli bir şekilde ben kabul ediyorum bu teklifi, dedi. İlk kez böyle bir taleple karşılaşıyorum ve hemcinsim adına sin derece memnun oldum, ayrıca sizi de tebrik ediyorum, dedi.

      Ben de zaten sizinle birlikte doğum yaptıralım derdinde değilim. Sadece eşimin yanında olmak, terini silmek ve elini tutmak istiyorum, dedim. Olayı tatlıya bağlamıştık. O kadına, N. ebe hanıma da minnettarım.

      İşte iki örnek daha...

      Sil
  3. Enes COŞGUN29 Mart 2021 22:37

    Hocam tebrik ederim, ellerinize sağlık. Pozitif de olsa kimseyi ayırmadan objektif bir bakış açısı ile olayları görebilmek çok önemli. Yönetmenimizin 'Bir de Anneleri Dinle' isimli projemizde de dile getirdiği gibi; şiddet doğrudan cinsiyet üzerinden temellendirilemez. Ne kadar cinsiyet varsa bunların permutasyonu da ona bağlı olarak değişir. Basit bir hesapla insan türü için dört farklı şiddet yönü sayabiliriz: Erkekten kadına, kadından erkeğe, erkekten erkeğe, kadından kadına.(2! + 1 + 1)
    Burada bahsettiğiniz şiddet türü, yorumlarda da açıkladığınız üzere, kadından kadına olan ve temeli kişiliğe dayanan durumlar. Aslında olması gereken şeyi yaptığı için bir hanımefendiye teşekkür eder hale gelmemiz de ne kadar yıprandığımızı gösteriyor ancak bunca kötü şeyin arasında omurgasını eğip bükmeyen bireylere de hayranım doğrusu.
    Başlık seçiminiz de kitabın ortasından olmuş hocam. Birey olarak, birey olarak, birey olarak, bir-ey olarak kimseye sığınmadan-güvenmeden kendi benliğimizle var olmalıyız. Hayatta gerek akademik olarak gerekse mental olarak elle tutulur bir başarısı olmayan insanlar, belli bir statüye-makama-mevkiye sahip eşlerinin, kardeşlerinin, annelerinin, babalarının egemenliğine sığınarak onlarla var olmaya çalışıyorlar. Bu çarpık zihniyet her yere kök salmış durumda.( Siyasette, okulda, hastanede,.. ) Bir de bunun üzerine karşılarında bulunan kişilere karşı üstünlük taslamak, küçük dağları ben yarattım havalarına girmek de tam olarak mide bulandırıyor. Etrafındakileri çekip aldığımızda çırıl çıplak ortada kalacaklar... Ve yaptıklarını söylemeye kalkınca da nasıl tepki vereceklerini şaşırıyorlar, elleri ayakları birbirine dolaşıyor, sizi bir kaşık suda boğmak istiyorlar. Bana bir yerden tanıdık geliyor bu hocam :) İÇİNDEKİ LUCOVICO'da bahsettiğim Alex gibi. Asla duymak istemezler yaptıkları haltları.
    Lisede değer verdiğim hocalarımdan biri ' Dünyada ne kadar inek varsa o kadar da sinek vardır 'demişti. Ben de bu sözü ters çevirip olaya güzel yanından bakmak istiyorum. Bunca kötü şeye rağmen, içlerindeki Ludovico'nun varlığından haberdar olan ve Tanrı'nın huzurunda da bir-ey olarak bulunacağının bilincinde olanlara selam olsun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen de hayranlık uyandıran bir yorumla katkı sağladın Enescim. Harikasınız sizler Z kuşağı yavrucuklarım benim... Gelecekten o kadar umutluyum ki anlatamam... Benim kabul edilmiş dualarımsınız var olasın canım evladım...

      Sil

Yorum Gönder

Lütfen yorumlarınızı bizimle paylaşınız. Yorumlarınız bizler için çok değerli. Onaylama işlemi zaman alabilir. Hakaret içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Popüler Yayınlar