GEÇMEYEN BİR YORGUNLUK
GEÇMEYEN BİR YORGUNLUK
İnsanın yorgunluğu bazen omuzlarında değil, içinde bir yerde birikir.
Taşınmaz, anlatılmaz; sadece sessizce ağırlaşır. Günler geçer, yapılacaklar biter ama içte bir şey eksik kalır. İşte tükenmişlik tam da böyle başlar: fark edilmeden.
Günlük hayat insanı yormaz aslında; her şeye yetişmeye çalışmak yorar. Herkese iyi görünmek, kimseyi kırmamak, güçlü durmak… İnsan fark etmeden kendini arka plana atar. “Sonra dinlenirim” der ama o sonra bir türlü gelmez.
Psikoloji bunu basit anlatır. İnsan duygularını sürekli ertelediğinde, zihni bunu yük olarak taşır. Söylenmeyen her cümle, bastırılan her his içeride birikir. Tükenmişlik bir çöküş değil; yavaş yavaş silinmektir. Önce heves gider, sonra sabır, en son insan kendini tanıyamaz olur.
Dışarıdan bakıldığında her şey yolundadır. İşler yürür, gülüşler yerindedir. Ama insan içten içe yorulmuştur. Dinlenmek ister ama neyin onu bu kadar yorduğunu bile bilmez.
İşte tam bu noktada Dostoyevski gelir akla. Onun karakterleri de böyleydi; fazla düşünen, fazla hisseden ve bu yüzden yorulan insanlar. O, insanın kendini taşımaktan nasıl yorulduğunu çok iyi bilirdi. Belki de bu yüzden onu okurken rahatsız oluruz ama aynı zamanda anlaşılmış hissederiz.
Yorgunluk bazen geçmez, sadece insanın iç sesi kısılır...
FEYZA ZEYNEP TURAL
.png)

Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen yorumlarınızı bizimle paylaşınız. Yorumlarınız bizler için çok değerli. Onaylama işlemi zaman alabilir. Hakaret içeren yorumlar onaylanmayacaktır.