KAFKA' NIN ZİNCİRLERİ
KAFKA'NIN ZİNCİRLERİ
Kafka’nın
dünyasında otorite çoğu zaman yüzsüzdür; adı yoktur, şekli belirsizdir. Ama
Kafka’nın hayatına yaklaştığımızda bu otoritenin ete kemiğe büründüğü bir yer
vardır: Baba.... Babaya Mektup, Kafka’nın yalnızca babasıyla değil, tüm hayatı
boyunca karşısında hissettiği güçle yaptığı en çıplak yüzleşmedir. Bu metinde
Kafka, korkusunu gizlemez; kendisini küçük, yetersiz ve sürekli suçlu hisseden
bir çocuk olarak anlatır. Babası konuşur, Kafka susar. Baba güçlüdür, Kafka
kırılgan. Ve bu denge hiçbir zaman değişmez.
Bu mektup,
Kafka’nın edebiyatını anlamak için bir anahtar gibidir. Dava’daki ulaşılamayan
yargıçlar, Dönüşüm de Gregor’u utanca boğan aile; hepsi bu ilk otorite
figürünün yankılarıdır. Kafka için baba, yalnızca bir ebeveyn değil, hayatın
kendisidir: Sert, açıklama yapmayan ve affetmeyen. Kafka’nın metinlerinde bu
yüzden savunma hep eksiktir, söz hep yarım kalır.
Kafka için
baba, geride bırakılmış bir figür değildir. Yetişkinliğinde bile ondan
özgürleşemez. Fiziksel olarak uzaklaşsa da zihinsel olarak hâlâ onun
gölgesindedir. Yazdıkları, kurduğu cümleler, hatta suskunluğu bile babaya
verilmiş geç kalmış bir cevaptır. Kafka, kendi hayatını yaşadığını sanırken
bile babasının kurallarına göre nefes alır. Bu yüzden kendisini sık sık “köle”
gibi hisseder: iradesi olan ama onu kullanmaya cesaret edemeyen bir köle.
Onun
karanlık dünyasında kurtuluş yoktur, ama farkındalık vardır. Kafka acısını
yüceltmez, ondan bir kahramanlık çıkarmaz. Sadece olduğu gibi bırakır. Bu da
metinlerini rahatsız edici kılar. Çünkü Kafka bize şunu hatırlatır: Bazı
yaralar iyileşmez, bazı bağlar kopmaz. Baba ölse bile otorite yaşamaya devam
eder.
Kafka’nın acısı aynı zamanda sessizliktir. Babası güçlüdür, sesi kalındır; Kafka ise ince, kırılgan ve tereddütlüdür. Konuştuğunda yanlış anlaşılacağını, sustuğunda ise yok sayılacağını düşünür. Bu ikilemin içinde sıkışıp kalır. Belki de bu yüzden Kafka’nın karakterleri konuşamaz, kendilerini tam olarak savunamaz; çünkü Kafka, hayatı boyunca savunmanın işe yaradığına inanmamıştır.
Kafka’nın
hâlâ bu kadar sarsıcı olmasının nedeni belki de budur. O, özgürleşmiş bir
insanın değil; özgürleşememiş bir insanın edebiyatını yazar. Ve okur, bu
karanlıkta kendi zincirlerinin sesini duyar.
Kafka’nın
özel hayatı da bu suskunlukla örülüdür. Sevmiştir ama yaklaşamamıştır;
yazmıştır ama kendini yeterince anlatabildiğine hiçbir zaman inanmamıştır.
Nişanlanmış, vazgeçmiş; umutlanmış, geri çekilmiştir. Çünkü Kafka, dünyaya hep
biraz yanlış yerde durduğunu hisseder. Ne ailesinin beklentilerine tam uyar, ne
toplumun istediği “Sağlam” birey olabilir. Yazmak onun için bir kaçış değil,
hayatta kalma biçimidir.
Belki de
Kafka’yı bu kadar yakıcı yapan şey, anlaşılmamış olmayı bir kader gibi değil,
bir gerçeklik gibi yazmasıdır. Kendini savunmaz, temize çıkarmaz.
Kafka’yı
okurken yalnızca karanlık bir edebiyatla değil, bastırılmış duygularımızla da
karşılaşırız. Babaya söylenemeyen cümlelerle, açıklanamayan suçluluklarla,
kendimizi ispatlama çabasıyla…
Feyza Zeynep
Tural
.png)

Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen yorumlarınızı bizimle paylaşınız. Yorumlarınız bizler için çok değerli. Onaylama işlemi zaman alabilir. Hakaret içeren yorumlar onaylanmayacaktır.