KESİŞMEYEN ÇİZGİLER


 Aşk, bazen en masum anlarda başlar. Küçük bir bakış, bir tebessüm, kalbin en derin köşelerine işler. Ama aşkın en acımasız yanı, en masum anlarda bile yıllarca insanı esir edebilmesidir.

Bir zamanlar, ufak bir doğum günü hediyesi vardı: deniz kadar özgür bir yunusun işlendiği bir kolye. Kalabalığın içinde veremedim; kalbim, ellerim kadar titriyordu. Sessiz bir köşede, kimsenin görmeyeceği bir yerde uzattım. O kısa sarılma ve ellerimin tutulduğu an… işte o an, kalbime ömürlük bir iz bıraktı. Masum bir arkadaşça dokunuş, yıllarca unutulmayacak bir ağırlık hâline dönüştü.

Aşk, en çok da karşılık bulmadığında yıpratır. Dostoyevski’nin Raskolnikov’u suçlulukla eziliyorsa, âşık da kendi sevgisinin ağırlığıyla ezilir. Tolstoy’un Anna Karenina’sında olduğu gibi, imkansız aşk insanı hem büyütür hem yıpratır. Mecnun’un Leyla’ya ulaşamaması ya da Shakespeare’in Romeo ve Juliet’indeki kavuşamayan iki genç gibi… Aşk, kalbin en derin köşelerinde sessizce kanar, gözyaşı dökülmese bile insanı yavaş yavaş yorar.

Gogol’un Palto’sunda yaşadığı umutsuz bekleyiş gibi, Kafka’nın hikâyelerindeki ulaşılmaz arayışlar gibi, aşk bazen insanı kendi içinde labirentlere hapseder. Ama bütün bu acıya rağmen, aşk insanı en çok da insan yapan duygudur. Çünkü sevebilmek, kaybetme pahasına bile olsa, kalbin ne kadar büyük olduğunu gösterir. Ve belki de aşkın en büyük öğretisi budur: Sevilmek kadar, sevebilme cesaretini taşımak, hatıralara ve hislere sahip çıkabilmek.

Bazen aşk, asimptot gibidir; ne kadar birbirine yaklaşsalar da, çizgiler hiçbir zaman kesişmez. Yakınlık vardır, his vardır, ama kavuşmak imkânsızdır. Ve belki de asıl büyü, o imkânsızlığa rağmen sevebilmekte saklıdır.

 

Feyza Zeynep Tural

Yorumlar

Popüler Yayınlar