KAFES
İnsan bazen kendi hislerini anlamakta zorlanır. Sanki içimizin bir köşesinde kilitli duran duygular vardır ve o kilidi dışarıdan biri açmadan hiçbir şeyi çözemeyeceğimizi düşünürüz. Aslında insanın kendi içine bakabilmesi biraz da bir kafese kapatılmaya benzer. Düşünsene; küçücük bir odadasın, konuşabileceğin kimse yok, elinde telefon yok, kitap yok, dikkatini dağıtacak hiçbir şey yok. Sadece sen ve düşüncelerin varsınız. İlk başta bu sessizlik insana huzur gibi gelir belki ama zaman geçtikçe insan kendi zihninin ne kadar kalabalık olduğunu fark eder. Çünkü insan en çok kendinden kaçmaya çalışır.
Ama insanın kendisiyle yüzleşmesi için gerçekten bir kafese kapatılması gerekmez. Günlük hayatta da hepimiz görünmez kafeslerin içindeyiz aslında. Sürekli bir şeylerle oyalanıyoruz; telefonlar, sosyal medya, kalabalıklar, konuşmalar… Bunların çoğu bazen düşünmemek için kullandığımız kaçış yolları oluyor. Psikolojide buna “savunma mekanizması” denir. Beyin bizi rahatsız eden düşüncelerden korumak için dikkatimizi başka yerlere çeker. İnsan bazen üzgün olduğunu bile kabul etmek istemez. Kendini kandırır, “Ben iyiyim.” der ama aslında sadece hissetmemeye çalışıyordur.
Bence insanın kendini manipüle etmesi tam da burada başlar. Beynimiz bizi korumak isterken gerçek hislerimizi gizler. Bir süre sonra insan kendi duygularına bile yabancılaşır. Neden kırıldığını, neden öfkelendiğini ya da neden mutsuz olduğunu açıklayamaz hale gelir. Çünkü sürekli kaçmak, insanın kendinden uzaklaşmasına neden olur. Oysa insan bazen durmalı ve sessizliğin içinde kendi düşüncelerini dinlemelidir. Bu kolay bir şey değildir. İnsan kendi zihniyle baş başa kaldığında en çok bastırdığı duygular ortaya çıkar.
Aslında bu düşünceye daha önce de değinmiştim. “Ağlamadığı İçin Suçlu” yazımda, Albert Camus’nün Yabancı romanındaki Meursault karakterinden bahsetmiştim. İnsanların onu annesinin cenazesinde ağlamadığı için yargılaması, aslında toplumun duygulara biçtiği kalıpları gösteriyordu. Şimdi düşündüğümde ise Meursault’nun asıl yabancılığının topluma değil, biraz da kendi hislerine olduğunu fark ediyorum. Çünkü insan bazen ne hissettiğini değil, ne hissetmesi gerektiğini yaşamaya çalışıyor.
Sonuç olarak insanın kendini anlayabilmesi için fiziksel bir kafese ihtiyacı yoktur. Asıl kafes bazen insanın kendi zihnidir. Önemli olan o kafesin içinde kaybolmamak ve kendi hislerini dürüstçe görebilmektir. Çünkü insan, kendinden kaçmayı bıraktığı anda gerçekten kendini tanımaya başlar.
FEYZA ZEYNEP TURAL


Harika bir yazı olmuş ellerinize sağlık👏🏻⭐️
YanıtlaSil