İncir Ağacının Gölgesinde: Sylvia Plath
Bazı insanlar vardır; onları okurken sadece kelimelerini değil, içlerindeki sessizliği de duyarsınız. Sylvia Plath da onlardan biri. Onun eserlerini okurken insan, yalnızca bir yazarın hayatına değil, kendi kararsızlıklarına, korkularına ve yalnızlığına da bakmaya başlıyor.
Sırça Fanus‘ta geçen incir alegorisi bunun en güzel örneklerinden biridir. Plath, hayatı dallarında birbirinden güzel incirler taşıyan bir ağaca benzetir. Her incir farklı bir ihtimali temsil eder: başarılı bir kariyer, mutlu bir evlilik, çocuk sahibi olmak, seyahat etmek ya da bambaşka bir hayat yaşamak. Fakat ağacın altında duran kişi, hangisini seçeceğine karar veremez. Birini seçerse diğerlerinden vazgeçmek zorunda kalacağını düşünür. Karar veremediği sürece ise incirler birer birer olgunlaşır, kurur ve yere düşer. Bence bu benzetme, sadece Sylvia Plath’ın değil, hepimizin zaman zaman yaşadığı kararsızlığı çok sade ama güçlü bir şekilde anlatıyor.
Sylvia Plath’ın hayatına baktığımda ise bana hep insanlara hem çok yakın olmak hem de aynı anda onlardan uzaklaşmak isteyen biri gibi geliyor. Arkadaşlarıyla, annesiyle, babasıyla, geçmiş ilişkileriyle ve eşiyle kurduğu bağlarda bunu hissetmek mümkün. Sevilmek istiyor ama incinmekten de korkuyor. İnsanlara yaklaşırken aynı zamanda kendi içine çekiliyor. Belki de bu yüzden yazdıkları bu kadar gerçek geliyor; çünkü kusursuz olmaya çalışmıyor, sadece hissettiklerini saklamıyor.
Hayatındaki en büyük kırılmalardan biri de eşi Ted Hughes ile yaşadıklarıydı. Hughes’un şiirleri ilgi görürken, Plath çoğu zaman kendi yazdıklarının aynı değeri görmediğini düşündü. Bir yandan eşinin başarısıyla gurur duyuyor, diğer yandan kendini yetersiz hissediyordu. Bu iki duygu aynı anda taşınması zor duygular. İnsan sevdiği biri için mutlu olabilir ama aynı zamanda kendini eksik hissedebilir. Bu, kıskançlıktan çok insan olmanın doğal bir tarafı. Üstelik Hughes’un onu aldatması, zaten kırılgan olan dünyasında daha derin yaralar açtı.
Bu yaşadıkları zamanla onda değersizlik ve yetersizlik hissini daha da büyüttü. Elbette bu duyguların tek sebebi eşi ya da yaşadığı hayal kırıklıkları değildi. Çocukluğunda babasını kaybetmesi, uzun yıllar boyunca depresyonla mücadele etmesi ve kendisinden hep kusursuz olmasını beklemesi de bu yükü ağırlaştırdı. Kendine karşı oldukça acımasızdı; yaptığı şey ne kadar başarılı olursa olsun çoğu zaman yeterli olmadığını düşünüyordu. Belki de en büyük savaşı, başkalarıyla değil, kendi zihniyleydi.
Sylvia Plath, yaşamının son döneminde ağır bir depresyon içindeydi. İki küçük çocuğuna tek başına bakıyor, maddi ve duygusal zorluklarla mücadele ediyor, aynı zamanda yazmaya devam etmeye çalışıyordu. O dönemde ruh sağlığı alanındaki tedavi imkânları da bugünkü kadar gelişmiş değildi. 1963 yılında, henüz otuz yaşındayken yaşamına son verdi. Onun ölümünü tek bir olaya ya da tek bir kişiye bağlamak doğru olmaz. Bu, uzun süredir taşıdığı psikolojik yüklerin, yalnızlığın ve umutsuzluğun bir araya gelmesiyle yaşanan trajik bir kayıptı.
Plath’ın en bilinen dizelerinden biri, Ariel kitabındaki Lady Lazarus şiirinde geçer: “Dying is an art, like everything else.” Türkçesiyle: “Ölmek bir sanattır, her şey gibi.” Bu sözü yalnızca ölüm üzerine söylenmiş bir cümle olarak görmek eksik olur. Bana göre burada anlatılan, insanın acıyı bile tekrar tekrar yaşayabilmesi ve onu hayatının bir parçasına dönüştürmesidir. Plath, en ağır duygularını bile şiire dönüştürebilen güçlü bir yazardı.
Bugün Sylvia Plath’ı yalnızca trajik hayatıyla hatırlamak doğru olmaz. Onu asıl özel yapan, insanların dile getirmeye çekindiği duyguları cesurca yazabilmesiydi. Kararsızlığı, yalnızlığı, başarısızlık korkusunu, sevgiyi ve hayal kırıklığını saklamadı. Belki de bu yüzden yıllar geçse de insanlar onun satırlarında kendilerinden bir parça bulabiliyor.
Bence Sylvia Plath bize şunu hatırlatıyor: Her insanın içinde görünmeyen bir mücadele vardır. Dışarıdan güçlü görünen biri bile kendi içinde kırılabilir. Önemli olan, bu duyguların bizi tamamen tanımlamasına izin vermemektir. Onun eserleri, bazen tek bir cümlenin bile insanın kendi hayatını yeniden düşünmesine neden olabileceğini gösteriyor.
Feyza Zeynep Tural



Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen yorumlarınızı bizimle paylaşınız. Yorumlarınız bizler için çok değerli. Onaylama işlemi zaman alabilir. Hakaret içeren yorumlar onaylanmayacaktır.