Aradığın Şey Kütüphanede Saklı - Kitap İncelemesi

 

Birkaç ay önce en sevdiğim kitapçılardan biri olan Dost Kitabevi’nde gezerken bu kitabı gördüm. Zaten son zamanlarda Uzak Doğu edebiyatı ve kültürü dikkatimi çekmeye başlamıştı. Sade ama derin anlatımları, insanın iç dünyasına yaptığı yolculuklar ve günlük hayatın içinden çıkardığı anlamlar beni her zaman etkilemiştir. “Aradığın Şey Kütüphanede Saklı” da daha kapağını görür görmez merakımı uyandıran kitaplardan biri oldu. Kitabı elime aldığımda, adının bile insana farklı şeyler düşündürdüğünü hissettim. Çünkü bazen gerçekten de insan neyi aradığını bilmeden bir arayışın içinde olabiliyor.


Kitabı okumaya başladığımda beni ilk etkileyen şey, hikâyenin sakin ve huzurlu atmosferiydi. Günümüzün hızlı ve yorucu yaşamında çoğu zaman durup kendimizi dinlemeyi unutuyoruz. Bu kitap ise okurunu yavaşlamaya, düşünmeye ve hayatına farklı bir açıdan bakmaya davet ediyor. Her karakter kendi hayatında çeşitli sorunlarla mücadele ederken aslında hepimizin zaman zaman sorduğu soruların peşinden gidiyor: “Gerçekten ne istiyorum?”, “Mutlu olmak için neye ihtiyacım var?” ve “Hayatımı değiştirmek için çok mu geç?”

Kitabın merkezinde yer alan kütüphane yalnızca kitapların bulunduğu bir mekân değil, aynı zamanda insanların kendilerini yeniden keşfettikleri bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Kütüphaneye gelen her karakter, ilk bakışta sadece bir kitap arıyor gibi görünse de aslında aradıkları şey bundan çok daha fazlası. Kimisi hayatına yeni bir yön vermek, kimisi cesaret bulmak, kimisi ise uzun zamandır içinde taşıdığı boşluğu doldurmak istiyor.


Bu noktada beni en çok etkileyen karakterlerden biri hiç kuşkusuz kütüphaneci Komaçi Hanım oldu. İlk bakışta sakin, sessiz ve biraz gizemli biri gibi görünse de insanların söylediklerinden çok söyleyemediklerini anlayan bir karakterdi. Kütüphaneye gelen herkese aynı soruyu soruyordu: “Ne arıyorsun?” İlk başta bu soru, yalnızca hangi kitabı istediklerini öğrenmek için sorulmuş sıradan bir soru gibi geliyor. Fakat sayfalar ilerledikçe bunun aslında çok daha derin bir anlam taşıdığını görüyoruz.


Bence Komaçi Hanım bu soruyu yalnızca kitap önermek için sormuyordu. O, insanların kendilerine dönüp bakmalarını istiyordu. Çünkü insan bazen neyi aradığını bildiğini sanıyor ama aslında eksikliğini hissettiği şeyin adını bile koyamıyor. Daha başarılı olmayı, daha çok para kazanmayı ya da daha iyi bir hayata sahip olmayı istediğimizi düşünüyoruz. Oysa belki de aradığımız şey biraz cesaret, biraz huzur, kendimize duyduğumuz güven ya da yıllardır ertelediğimiz hayallerimizdir.

Komaçi Hanım’ın önerdiği kitaplar da bu yüzden çok anlamlıydı. O, insanların talep ettikleri kitabı değil, belki de o an en çok ihtiyaç duydukları kitabı seçiyordu. Üstelik verdiği küçük keçeden hediyeler de bana göre bunun bir parçasıydı. İlk bakışta sıradan görünen bu hediyeler, karakterlerin hayatlarında önemli anlamlar kazanıyordu. Bu ayrıntılar bana, bazen küçücük bir dokunuşun bile insanın hayata bakışını değiştirebileceğini düşündürdü. Kitapların yalnızca okunup rafa kaldırılan nesneler olmadığını; doğru zamanda karşımıza çıkan doğru bir kitabın bazen insanın düşüncelerini, kararlarını ve hatta hayatını değiştirebileceğini bu kitap sayesinde bir kez daha fark ettim.


Okurken en çok hoşuma giden noktalardan biri de kitabın büyük değişimlerin her zaman büyük adımlarla gerçekleşmediğini anlatmasıydı. Bazen küçük bir karar, kısa bir sohbet ya da yeni bir bakış açısı insanın hayatında beklenmedik kapılar açabiliyor. Bu düşünce bana oldukça umut verici geldi. Çünkü çoğu zaman eksiklerimize, yapamadıklarımıza ve kaçırdığımız fırsatlara odaklanırken aslında sahip olduklarımızın değerini göremeyebiliyoruz.


Kitabı okurken bir süre sonra ben de kendime aynı soruyu sormaya başladım: “Ben ne arıyorum?” Bu sorunun tek bir cevabı olmadığını fark ettim. Belki de hayat boyunca hepimiz farklı zamanlarda farklı şeyler arıyoruz. Bazen umut, bazen cesaret, bazen de yalnızca bizi gerçekten anlayacak birkaç cümle… Komaçi Hanım’ın o sade sorusu bu yüzden kitabın en unutulmaz cümlesi hâline geldi. Çünkü bazı soruların cevabı kitaplarda yazmaz; insan onları ancak kendini tanıdıkça bulabilir.

“Aradığın Şey Kütüphanede Saklı”, bana hayatın tek bir doğru yolu olmadığını hatırlattı. İnsanların farklı hayalleri, farklı pişmanlıkları ve farklı başlangıçları olabilir. Önemli olan, başkalarının hayatlarına özenmek yerine kendi hayatımızın anlamını keşfetmeye çalışmaktır. Kitap boyunca verilen bu mesajın oldukça içten ve samimi bir şekilde işlendiğini düşünüyorum. Özellikle günümüzde sürekli başkalarının başarılarını gördüğümüz ve kendimizi onlarla kıyasladığımız bir dönemde, bu kitabın insana “Kendi yolun da değerlidir.” demesi bana çok iyi geldi.


Sonuç olarak bu eser, sadece hoş vakit geçirmek için okunacak bir roman değil; aynı zamanda insanı kendi hayatı üzerine düşünmeye teşvik eden bir kitap. Kitabı bitirdiğimde kendime bazı sorular sorduğumu ve bazı şeylere farklı gözlerle baktığımı fark ettim. Belki de bir kitabın okuyucusuna bırakabileceği en değerli şey budur. Bazen aradığımız cevaplar çok uzaklarda değildir; yalnızca durup kendimizi dinlemeye cesaret etmemiz gerekir. Ve belki de kitabın adının da söylediği gibi, aradığımız şey gerçekten bir kütüphanede değil, o kütüphanede karşılaştığımız satırların bize gösterdiği kendi iç dünyamızda saklıdır.


FEYZA ZEYNEP TURAL

Yorumlar

Popüler Yayınlar