BAZEN..
Geçenlerde yakın bir arkadaşımla uzun bir sohbetin içindeydik. Konu konuyu açarken bir noktada, “Bazen zorunluluklarımız vicdanımızın önüne geçiyor.” dedi. Bu cümle, konuşmanın akışında söylenmiş sıradan bir söz gibi görünse de ikimizi de düşündürmeye yetmişti. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından, aslında hayatımızın ne kadar büyük bir bölümünün bu cümlenin içinde saklı olduğunu fark ettik. Kimi zaman kalbimizin istediği şeylerle hayatın bizden bekledikleri arasında sıkışıp kalıyor, farkında olmadan seçimler yapmak zorunda kalıyorduk.
İnsan hayatı aslında biraz da bu seçimlerin toplamından oluşuyor. Bazen doğru olduğunu bildiğimiz bir şey vardır ama şartlar bizi başka bir yöne sürükler. Bazen bir dostumuzun yanında olmak isteriz fakat kendi sorumluluklarımız buna izin vermez. Bazen kırdığımız bir insandan özür dilemek isteriz ama zaman geçtikçe kurduğumuz sessizlik, aramızda görünmez bir duvara dönüşür. O anlarda vicdanımız bize ne yapmamız gerektiğini fısıldarken, zorunluluklarımız çok daha yüksek sesle konuşur.
Özellikle insan ilişkilerinde bunun etkisini sıkça görürüz. Hayatın koşuşturması içinde sevdiklerimize ayırmamız gereken zamanı erteleriz. “Daha sonra konuşuruz”, “Bir ara mutlaka görüşürüz” ya da “Müsait olunca ararım” gibi cümleler kurarız. Fakat bazen ertelenen şey yalnızca bir görüşme olmaz; bir dostluk, bir hatıra ya da bir bağ da yavaş yavaş uzaklaşır. Oysa insanlar çoğu zaman büyük beklentiler içinde değildir. Bazen yalnızca hatırlandıklarını bilmek, bir ses duymak ya da içten bir hâl hatır sorusuyla karşılaşmak isterler.
Ne var ki hayat her zaman istediğimiz gibi ilerlemez. Herkes kendi mücadelesini verir, kendi yüklerini taşır. Bu yüzden bazen dışarıdan ilgisizlik gibi görünen davranışların arkasında aslında büyük bir yorgunluk, yetişme telaşı ya da çözülmeyi bekleyen sorunlar bulunur. İnsanların birbirini anlamakta zorlanmasının sebeplerinden biri de belki budur; görünen davranışlarla görünmeyen sebepler her zaman aynı değildir.
Belki de bu yüzden bazı pişmanlıklar yıllarca insanın içinde kalır. Çünkü çoğu zaman kaybettiğimiz insanlar bir anda hayatımızdan çıkmaz; onları biraz da ertelediğimiz sohbetlerde, söylenmeyen cümlelerde ve gösterilmeyen ilgide yavaş yavaş uzaklaştırırız. Vicdan ise bütün bunları sessizce kaydeder. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, eksik kalan bir selamı, yarım bırakılmış bir dostluğu ya da zamanında söylenememiş bir sözü insana hatırlatır.
Yine de insanı ayakta tutan şey, vicdanının tamamen susmamasıdır. Çünkü vicdan sustuğu zaman geriye sadece mecburiyetler kalır. Oysa bizi insan yapan şey, bütün zorunluluklarımızın arasında bile iyiliği aramaya devam etmemizdir. Her zaman başaramasak da, her zaman yetişemesek de, içimizde hâlâ bir şeylerin eksik kaldığını hissediyorsak, bu vicdanımızın hâlâ yaşadığını gösterir.
Belki hayat boyunca zorunluluklardan kaçamayacağız. Belki bazen gerçekten vicdanımızın istediğini yapamayacağız. Ama önemli olan, bunun farkında olmak ve fırsat bulduğumuz her anda kalbimizin sesine yeniden kulak verebilmektir. Çünkü insanı değerli yapan, kusursuz olması değil; vicdanıyla zorunlulukları arasında denge kurmaya çalışmasıdır.
FEYZA ZEYNEP TURAL


Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen yorumlarınızı bizimle paylaşınız. Yorumlarınız bizler için çok değerli. Onaylama işlemi zaman alabilir. Hakaret içeren yorumlar onaylanmayacaktır.