ANLIYORUM

 


Son zamanlarda dikkatimi çeken bir şey var. Bir insanın davranışı değiştiğinde, çoğumuz ilk olarak “Ne oldu buna?” diye sormak yerine, “Bu nasıl biri?” demeyi tercih ediyoruz. Bir anlık öfkeyi karakter sanıyor, bir hatayı kişiliğe dönüştürüyoruz. Oysa hiçbir insan bir günde değişmiyor. Her davranışın ardında, çoğu zaman kimsenin görmediği uzun bir geçmiş, yaşanmışlıklar ve görünmeyen mücadeleler var. Fakat insanları yargılamak, onları anlamaktan daha kolay geliyor bize. Çünkü anlamak; sabır ister, dinlemeyi, önyargıları bir kenara bırakmayı ve bazen kendi doğrularımızı bile sorgulamayı gerektirir. Bu yüzden çoğumuz insanların ne yaptığıyla ilgileniyoruz, neden yaptığıyla değil. Belki de bugün ilişkilerimizin, ailelerimizin ve toplumun en büyük çıkmazı tam da burada başlıyor.

Dikkat ediyorum da, artık insanlar birbirlerinin hayatına tanık olmaktan çok birbirleri hakkında hüküm vermeye alışmış durumda. Sosyal medyada birkaç saniyelik bir görüntüyle, günlük hayatta birkaç dakikalık bir sohbetle ya da tek bir olayla insanlar hakkında kesin yargılara varıyoruz. Birinin sessizliğini kibir, konuşkanlığını yapmacıklık, öfkesini kötü karakter, mesafesini sevgisizlik olarak yorumlayabiliyoruz. Oysa gördüğümüz şey, çoğu zaman buzdağının yalnızca görünen kısmı.


Kimse sabah uyandığında “Bugün kırıcı, öfkeli ya da sevgisiz olayım.” diye karar vermiyor. İnsanlar yaşadıklarıyla şekilleniyor. Çocuklukta duyulan sözler, aile içinde görülen davranışlar, ekonomik sıkıntılar, kayıplar, hayal kırıklıkları, dışlanmışlık hissi ya da yıllarca bastırılmış duygular… Bunların hepsi, farkında olsak da olmasak da karakterimize iz bırakıyor. Elbette bu, yapılan her yanlışı haklı çıkarmaz. İnsan, davranışlarının sorumluluğunu taşımalıdır. Ancak bir davranışın nedenini anlamaya çalışmak, onu onaylamak anlamına da gelmez. Bu ikisini birbirine karıştırdığımız için hem insanları hem de ilişkilerimizi yıpratıyoruz.


Belki de en büyük eksikliğimiz, dinlemek yerine cevap vermeye; anlamak yerine eleştirmeye alışmış olmamız. Bir insanın neden değiştiğini, neden uzaklaştığını ya da neden öfkelendiğini merak etmek yerine, ona bir etiket yapıştırıp yolumuza devam ediyoruz. Sonra da neden kimsenin kimseyi anlamadığından, neden insanların giderek yalnızlaştığından şikâyet ediyoruz.

Oysa insan ilişkileri, haklı çıkma yarışı değildir. İlişkiler; anlamaya çalıştığımız, birbirimize alan tanıdığımız ve gerektiğinde birlikte çözüm aradığımız ölçüde güçlenir. Bir insanı sürekli eleştirmek, onu değiştirmediği gibi çoğu zaman daha da içine kapanmasına neden olur. Sürekli yargılanan biri, kendini anlatmaktan vazgeçer. Anlatmaktan vazgeçen insan ise zamanla anlaşılacağına olan inancını da kaybeder.


Belki de artık bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Birini eleştirmeden önce, “Bu insan bunu neden yapıyor?” diye sormayı öğrenmeliyiz. Yaşadığı olayları, içinde bulunduğu koşulları, güçlü ve zayıf yönlerini birlikte değerlendirebilmeliyiz. Çünkü gerçek çözüm, suçlu aramakta değil; sorunun kaynağını görebilmektedir.

İnsanları yargılamak çok kolaydır. Zor olan, onları anlamaya çalışmaktır. Ama tam da bu zorluk, sağlıklı ilişkilerin temelini oluşturur. Birbirimizi sadece hatalarımız üzerinden tanımlamak yerine, o hatalara götüren yolları da konuşabilirsek; sadece eleştiren değil, çözüm üreten bir toplum olabiliriz. İyisiyle kötüsüyle yaşananları anlamaya çalışmak, eksikleri birlikte görmek ve çözümün bir parçası olmak; hem aile içinde hem dostluklarda hem de toplumun her alanında çok daha sağlıklı ilişkiler kurmamızı sağlar. Çünkü insanları değiştiren şey çoğu zaman yargılanmak değil, anlaşıldığını hissedebilmektir. Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimizi eleştirmekten önce birbirimizi gerçekten anlamaya çalışmaktır.

FEYZA ZEYNEP TURAL 

Yorumlar

Popüler Yayınlar